• Güneye Yerleşmek

ŞAHMARAN MACERALARI

En son güncellendiği tarih: 26 Mar 2020

Kırsala göç etmenin senin için en zor tarafı ne oldu diye sorarsanız, alışık olmadığım canlılarla bir arada yaşamaya alışmak derim. Böcekleri, kertenkeleleri, akrepleri, kendi kendine kapıların üstüne kovan yapan arıları saymayacağım; ama çok korktuğum yılanlarla maceramı anlatmak istiyorum. Maceralarımı demek daha doğru olur sanırım, zira kendileriyle bir çok kez karşı karşıya geldik. Yerleştiğimiz sene, Ekim ayına kadar hiç denk gelmemiştik. Önce rutin ilaçlama yapmaya gelen arkadaşlar, ağaçta bir tane görmüşlerdi. Oldukça uzun, büyük ve koyu renkli bir yılandı. Uzaktan çok ürkütücü olmamıştı, öldürmeden yakalayıp uzağa bırakmıştık. Yılanın bir ilacı yok, ya tavuk beslemeniz gerekiyor ya bahçe sınırlarınıza katran dökmeniz ya da kükürt serpmeniz. Kükürt rüzgarda ve yağmurda çabuk yok olacağı için yeterince etkili değil. Köyde yaşayanların deneyimlerinden edindiğimiz, yapışacak en iyi şey, tavuk beslemek. Bundan birkaç hafta sonra, sezonu kapattığımız için çok sık girmediğim restoranın mutfağına girdiğimde, musluğa uzanmış, küçük ala renkli bir yılanla karşı karşıya geldim. Göz göze desek daha doğru olabilir. Tabii ki ilk yaptığım, telefona sarılmak ve fotoğraflarını çekmek olmuştu. Yakalamaya niyet etmeyeceğimi tahmin edersiniz :) En yakın camı açıp, elimde o an en alakasız aletle, saçma bir spatulayla tezgaha vurup, aklımca korkutarak mutfaktan çıkartmaya çalışmıştım. O minicik açılan ağzının korkunçluğu ve tıslaması karşısında tek yapabildiğim, spatulayı bir yana fırlatıp, doğruca kapıya yönelmek oldu. Hemen daha önce yılan beslediğini bildiğim, köyün mucidi Menderes'i aradım. Süt kaynatmak gerektiğini ve süt kokusu mutfağa yayıldıkça yavaşça ortaya çıkacağını söyledi. O anda şimşekler çaktı! Bahçede kedi besliyorduk ve artık yemek olmadığı akşamlar, dışarı süt dolu kaseye ekmek doğrayıp bırakıyorduk. Böylece bütün yılanları etrafımıza toplamıştık; çünkü yılan süte hayrandı. O kadar ki keçilerin ya da ineklerin süt dolu memesine yapışıyordu tarlada. İşte bunlar hep kara cahillikten kaynaklanıyordu. Evde süt olmadığı için acilen bakkalın yolunu tuttum. Yolda denk geldiğim Fatma teyze, yılanı yakalayabileceğini söyledi. Sonra beni de alıp oğluyla ve köyden 2 komşuyla eve döndük. Neredeyse her minik deliğe bakmamıza rağmen ortada yoktu. O da benden korkup, ortadan kaybolmuştu.



Bill Flowers, the snake artist

Sonraki günler, internette yılan incelemeleriyle geçti. Çektiğim fotoğraflardan, yarı zehirli kedi gözlü bir yılanla yani bir Telescopus Fallax ile karşılaştığımı öğrenmiştim. Bana tıslayıp efelenmesi de zehrine güveninden kaynaklanıyordu; çünkü sonraki zehirsiz yılanların neredeyse tamamı beni gördüklerinde kaçmayı tercih etmişti. Önceleri yılan fotosuna bile bakamayan ben, o kadar çok yılan fotoğrafını inceledim ki! Sonra, sanırım alıştım, o kadar da korkunç olmadıklarını fark ettim. Kedi gözlü yılan, burada ala yılan olarak biliniyordu ve köylülerin en korktuğu yılandı. Normalde saldırmıyorlar; ama yanlışlıkla üzerine basarsanız sizi ısırabilirler. O yüzden dikkatli olmak önemli, çünkü zehri sizi öldürmüyor ama çok ağrılı geçiyor.


Yarı zehirli demek, fareyi ya da küçük hayvanları öldürecek zehre sahip anlamına geliyor. Kronik rahatsızlığı olanların biraz dikkat etmesi gerekiyor. Kısa süre sonra, komşumuz sokağın başında, yaklaşık 2 metrelik karışık desenli bir yılan öldürdü. Hemen yine foto muhabirliği sıfatımla, bunun zararsız bir Natrix Natrix yani su yılanı olduğunu öğrendim. Maalesef köylüler genelde gördükleri yerde öldürüyorlar. Bu uzunca su yılanıyla birlikte etrafımızda ve bahçede gördüğüm üçüncü farklı tür yılan olmuştu. Başka bir açıdan baktığımızda, korkuları bir kenara bıraktığımızda, yaklaşık 2 dönüm arazi içerisinde inanılmaz bir çeşitlilik.


Dördüncü maceramızı geçen yaz yaşadık. Normalde evimizin tüm pencereleri ve kapıları sineklikle kapalı ve dışarıdan içeri canlı giremiyor. Haziran ayıydı sanırım. Günlerden sıcak bir gündü. Henüz servisi açmamıştık ve ben mutfakta çalışıyordum. O arada Fevzi geldi, biraz beklemesini, Serkan'ın az sonra geleceğini söyledim. 10 dakika sonra telaşla tekrar yanıma gelen Fevzi, eve yılan girdiğini, yakalamaya çalıştığını ancak beceremediğini söyledi. Fevzi, köyün genç delikanlılarından olduğu için, yılanlara benden daha aşinaydı elbette. Koşarak içeri girdim ve simsiyah yaklaşık 1 metre boylarındaki kara yılanın, benim hışmımdan kaçarak evdeki mutfak dolabına girdiğini gözümle gördüm. Bu ilk gördüğümüz yılanın aynısı yani gördüğüm 3. farklı türdeki yılandı. İnanılmaz hızlı hareket ediyordu. Açık mutfak köşede olduğu için, çıkmaya çalıştığında görebileceğimiz bir konumda beklemeye başladık. Hemen, yılan uzmanı Menderes'i aradık; çünkü öldürmeden yakalayabilecek birileri gerekiyordu. Mutfak tek tek boşaltıldı, yok yok yok. En sonunda mutfak dolabının altına girmiş olabileceğini düşünerek, dolabın tamamını söktük. Maalesef yılanı bulamadık ama dolabın altında iki büyük delik olduğunu fark ettik. Sonraki yasa dışı girişleri engellemek için, delikleri kapamaktan başka çaremiz yoktu. Takip eden üç uykusuz gece...


Biraz araştırdığımda, yılanların kokuyu sevmediğini öğrendim. Tütsüyü sevmiyorlardı mesela.. Belki, Hindistan'daki tütsü sevdası, o coğrafyanın zehirli yılanlarını düşününce, korunma ihtiyacından doğmuştu. Her köşeye ada çayı tütsüleri koydum, sarımsaklar yerleştirdim. Bir süre böyle yoğun koku bombardımanı altında yaşayıp sonunda evde olmadığına ikna olmuştuk. Bu olaydan sonra tüm pencere ve kapılardaki sineklikler kontrol edildi, yenilendi. Çünkü bizim fark etmediğimiz ama kapı sinekliğinin altında düz bir çizgi gibi duran yırtıktan içeri girdiğini Fevzi gözleriyle görmüştü. Yine de tüm bu yenileme çalışmaları, yaklaşık 2 ay sonra eve giren son ve dördüncü farklı türle karşılaşmama engel olamadı. Evet, ne hikmetse bu dört farklı yılanla ben karşılaştım. Serkan, dördüncüsü hariç diğer hiç birini görmedi. Korktuğumuz şeyler kesinlikle bizi buluyor!


Sonuncu maceramızda, o küçük, açık yeşil\kahverengi, sonradan emin olmayarak, uysal yılan olarak bilinen türe benzettiğim yılanla tuvalette karşılaştık. Evet maalesef, olabilecek en münasebetsiz yerde, tuvalette. Havanın sıcağında, duş kabinin soğuk taşlarında serinlemeye o kadar dalmış olacak ki beni fark etmedi, hareket bile etmedi. Bense çığlık çığlığa dışarı koştum, o yine kımıldamamıştı ta ki Serkan'ın onu yakalamaya çalıştığını anlayana kadar. Muazzam bir hareket kabiliyetleri var, gerçekten inanılmaz. Korku dolu ama hayranlık uyandıran. Sonunda kendisini dışarı çıkarabilmeyi başardık ve bu macera da güvenli bir şekilde son buldu.


Yılanların aslında tek yapmaya çalıştıkları şey, suya ulaşmak ve özellikle çok sıcaklarda serinleyebilecekleri bir yer bulmak. Mutfakta ya da banyoda denk gelmemizin sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Bu hayvanların size kasıtlı bir zararı yok, yürüdüğünüz yere dikkat etmeyip, yanlışlıkla üzerine basmadığınız ve kendini koruması gerektiğini düşünmediği sürece sizden kaçıyor. Hatta tarlanız varsa, ekinlerinizi yiyen hayvanlara karşı doğal bir önlem! Bu süreçte tarlasına bir çuval yılan bırakan çiftçiler olduğunu öğrendim.


Peki bir yılan zehirli mi zehirsiz mi nasıl anlayacağız? Öncelikle zehirli olanlar öyle çok çabuk kaçmıyorlar sanırım. Tüm bunlar içinde tek zehirli kedi gözlü yılanın tepkisinden öğrendiğim bu oldu! Zehirli olanların kafaları daha üçgen, göz bebekleri çizgi şeklinde oluyormuş. Başka özellikler de var ayırabileceğiniz; ama o kadar yaklaşabileceğinizi sanmıyorum.


Korkunç olmalarına rağmen, bin yıllardır şifayla, toprak anayla ve ölümsüzlükle anılıyor yılan. Cehennem olarak inanılan, ölülerin şehri yer altından deliklerden canlı dünyaya sızması, ölmeden kendi vücudunu değiştirebilmesi sanırım ölümsüz olduğuna inanılması için yeterli sebepler.


Gılgamış destanında ölümsüzlük otunu yiyor, Babil mitolojisinde yer ve gök onun bedeninde yaratıldığına inanılıyor. Yunan mitolojisinde pek çok yerde geçer; bence en güzeli Athena'nın kalkanındaki yılan figürüdür. Vikinglere göre, dünya çevresinde kendi kuyruğunu yiyen dev yılan ouroboros dolaşır, yeniden doğuşu ve sonsuzluğu simgeler. Hindistan'da kobralar kutsaldır, tanrı Vishnu'nun başında 9 yılan figürü bulunur. Aztekler ve Mayalar da tanrılarını yılanlarla ilişkilendirir. Kleopatra, ölüler ülkesine bir yılanın yardımıyla girer. Perslerde, şahmaran öyküsüyle çıkar karşımıza.


İnsanoğlu yılanlarla her karşılaşmasında, yeni bir mitolojik öykü yazmış. Konuları, isimleri farklı olsa da tek ortak noktaları, insanların bu sürünerek yaşayan hayvanların inanılmaz kabiliyetlerinden, ne kadar etkilendiği. Doğada yaşamak, şehirde bilmediğimiz, görmediğimiz yaşam düzenine alışmayı gerektiriyor. Onları öldürmeden, yaşam haklarına saygı duyarak, birlikte yaşamayı kabul ederek...Ben de bu uzunca yazıyla, kendi yılan mitolojimi yazmış oldum sanırım.


Bu sene, kendileriyle çok fazla denk gelmemek dileğiyle, sağlıcakla kalın...











50 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

© 2023 by Güneye Yerleşmek