• Güneye Yerleşmek

KÖYDE ÇOCUK OLMAK

Virüsten sonra turizm, işletmecilik konularında bizi bekleyen düzeni, yeni dinamikleri henüz kestiremiyoruz. İçinde bulunduğumuz bu garip durumda, işletmecilik neredeyse tamamen durmuş vaziyette. Dolayısıyla, iş yeri açmak konusunda yazmak istediğim pek çok konu olmasına rağmen, günlerdir yazmayı erteliyorum.



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı 100. yılında, evlerimizde, balkonlarımızda, bahçelerimizde, sokağa adımımızı atamadan coşkuyla kutladık bu sene. Bizim için 23 Nisan, komşumuzun çocuklarıyla uzaktan uzağa bir kutlamaydı. 5-8 yaşlarındaki iki kardeşin, bisiklete binip, bahçenin etrafında kucaklarında oğlaklarla oynaşmalarıydı. Bu iki ufaklığın gülümsemeleri o kadar kocaman ki, sürekli ilgi bekleyen, sorun çıkartan, somurtan çocukları düşündüğümde, insana ister istemez 'nasıl' sorusunu sorduruyorlar. Neşelerini düşünürken, güneye/kırsala yerleşmeyi düşünen çocuklu aileler için bir yazı yazma fikrini doğurdular. Biliyorum özellikle çocuğu olanlar, aslında en çok çocuklarının geleceklerini düşündükleri için güneye ya da kırsala yerleşmeyi hayal ediyorlar. Kentleşmenin henüz her yeşil alanı yutmadığı bir dönemde, bahçeli evlerde büyüdüğüm için şanslı çocuklardan biriydim. Benimle aynı yaşta olup, baktığı ağacın erik ağacı olduğunu bilmeyen arkadaşlarım oldu. Çok acı gelmiştir, bir insanın çocukken erik ağacına tırmanıp, kütür kütür erikleri dalından yeme fırsatını kaçırdığını ve bunun farkında bile olmadığını görmek. Yaşadığı doğa içinde ağaçları tanıması, hayvanlardan korkmaması, onlarla kolayca iletişim kurabilmesi çocukken öğrenilmesi gereken teorik olmayan, yaşamsal bilgiler. Üç sene önce buraya ilk taşındığımızda, ilk misafirlerimiz bu iki kardeş ve kucaklarındaki oğlaklar olmuştu. Çocuklar gözümüzün önünde büyüdü. O oğlakların keçi, sonra da başka oğlaklara anne olduğunu bile gördük. Yine ilkbahar aylarıydı, oğlak zamanıydı. Oğlakların ve küçüğü erkek, büyüğü kız iki kardeşin ortak özelliği, meraktı. Kapımıza gelip, sohbet etmeye çalışan kuzucuklar. Bu iki kardeş, köydeki diğer çocukların küçük bir özeti olduğu için köyde 5-7 yaş arası çocukları, onlar üzerinden anlatacağım. Her şeyden önce birbirinin en iyi arkadaşı olmuşlar; birbirlerini koruyorlar, kolluyorlar ve asla yalnız bırakmıyorlar.


Okula gidiyorlar, aynı okula, aynı binaya. Diğer tüm köylerde olduğu gibi, bizim köyde de bir tane okul var. Yaşı daha büyük olanlar taşımalı eğitimle Fethiye ya da Hisarönü'ne gidiyorlar. İlkokul çocukları hep köyde. Okul tam gün, öğle yemeklerini veliler dönüşümlü olarak hazırlıyor. Bazı yaş grupları, sınıflarda 5-6 kişi ders yapıyorlar. Bu açıdan bakınca, en özel okuldan daha özel :) Bayram kutlamalarında bütün köy okul bahçesinde çocukları izliyoruz, en son Cumhuriyet Bayramı kutlaması çok güzeldi mesela. Ayrıca Fethiye merkezde, adına aşina olduğumuz özel okulların Fethiye şubeleri ve Fethiye'nin yerel özel okulları var. Eğitim sistemi tartışmaları, bu yazının çok üstünde ancak belki aklımızdaki bazı kavramları sorgulayabiliriz. Mesela çocuğun 'kolejli' olmasının, geçmişte zihnimize kazınmış şehirli kaygılardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Gerçek hayatta kolejde mezun olmanın, farklı bir artısı olduğunu görebilmiş değilim.


Bizim güleç kardeşler, okuldan dönüşte de hep bir aradalar. Genelde bahçede oynuyorlar. Buradaki çocukların büyük çoğunluğunun en dikkat çekici özelliği ve en güzeli hep ama hep gülümsüyor olmaları. Tabletleri, bilgisayarları yok; varsa da bütün gün inek, keçi peşinde, bisiklet tepesinde oynuyorlar. Dijital cihaz kullanmıyorlar çünkü anne babaları da bizler kadar fazla tabletlerle, telefonlarla haşır neşir değiller. Alperen en son, ineği kendi sağmak istediği, dedesi de olmaz yapamazsın dediği için ağlıyordu. Çocuk evde ne yapıldığını görüyorsa, onu yapıyor. Şehirden, kırsala göç eden bir ailenin, durumu aynı şeyi deneyimleyeceğini sanmıyorum. Şehirde yaşamanın kendi pratikleri var, o pratiklerden bir anda sıyrılıp, böyle bir yaşam düzenine geçmek gerçekçi görünmüyor. Nereye gitsek, kendimizi, alışkanlıklarımızı yanımızda götürüyoruz. Bunu hemen hemen her yazıda özellikle dile getiriyorum; çünkü güneye/ kırsal yerleşmek 'kaçmak' anlamına geldiği zaman hayal kırıklığından başka bir şey olmuyor.


Çocuklar kendi başlarına kalabiliyor, kendilerini eğlendirebiliyorlar. Sürekli dışarıda oldukları için kendilerini oyalamak için deli gibi çırpınan bir anneye ya da bakıcıya ihtiyaçları yok. Yeşil alanda olmanın tehlikeleri tabii ki var, arada düşüyorlar, ağlıyorlar, kalkıp devam ediyorlar. Etrafta onlara zarar verebilecek canlılar veya bahçe aletleri var. Diğer taraftan, arkalarında 'ne oldu oğlum', 'ay kızım dikkat et' diye dolaşan anneleri yok. Annelerini kızdırmamaları gerektiğini düşünüyorlar, biraz korktuklarını seziyorum. Bu korkunun doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyorum. Olanı olduğu gibi yazmak istiyorum. Hangi çocuk yetiştirme şeklinin daha iyi olduğuyla ilgili bir görüş belirtmeyi özellikle istemiyorum. Bir diğer güzel tarafı, köyde çocuklar gerçekten aile olmanın ne demek olduğunu biliyorlar. Dedeleri, anneanneleri ya da babaanneleri çok yakında, yan binada alt katta olduğu için üç kuşağın bir arada yaşadığını görebiliyorlar. Anne, baba, dede veya büyükanne herkesin bir görevi, sorumluluğu var. Keçi, inek, tarla, ev işleri derken yapılacak çok fazla iş var. Gerçekten, hayvan beslemesiniz bile bahçeli bir evde yaşayınca o kadar çok iş oluyor ki! Çocuklar da bu görevlerden nasibini alıyor, bazen akşamları keçileri onlar topluyorlar.


Yaş grubu biraz büyüdüğünde, ergenlik de başladığında işler biraz değişiyor. Sanırım kontrol etmesi daha zor hale geliyor. Uçsuz bucaksız orman, sahil imkanlarıyla arkadaşlarıyla gittiği yerde ulaşmak bazen anne babalar için zorlayıcı olabiliyor. Telaşlandıklarına şahit oluyorum. Turizmle, kiralık villalarla geçimini sağlayan bir köyde yaşıyoruz. Ergenlik çağındaki gençlerin bir çoğu, ileride varisi olacakları toprakların çok değerli olduklarını düşünerek rahat davranıyorlar. Üniversite okumak ya da kendini farklı alanlarda geliştirecek eğitimler yerine çoğunlukla iş kurmayı, ticarete atılmayı düşünüyorlar. Ergen asiliğinin, gelecek kaygısı daha doğrusu kendini yetiştirmek konularında biraz rehavete yenik düştüğünü görüyorum. Şehirdeki rekabetçi ortam, gelecek kaygısını sağlıksız şekilde büyütebiliyor, ancak yaşamaya gönülsüz durarak, emek sarf etmeden hiç bir iş öğrenilmiyor.


Çocuk yetiştirmek, nerede olursanız zor. Tüm çocuklar, hep mutlu olmalı. Evet, kırsalda çocuklar doğanın içinde daha özgür ve daha mutlular, ama bu daha çok ebeveynlerin kırsal hayata ne kadar uyum gösterebildikleriyle ve mutlu olabildiğiyle alakalı.


Bu arada bu seneki oğlakların birinin adı boncuk, diğeri de çilek :)

25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör